Kızıl Kıyamet

kızıl kıyamet

Kızıl Kıyamet

Kuşlar ki getirdiler kızıl kubbeden bulutları
Kondular yeryüzünde ağacın dallarına, öylece
Güneşi kapattı gölgeleri, aksi düştü arza
Sardılar en talihsiz yerinden ruhumu çepeçevre

Dalları incecik iplikten, gövdesi köksüz ağacın
Yaprağı delikli tülbent, kurtların sevgili oyuncağı
Sanki en ağır cezayı almış da ellerinde yargıcın
Kaçar gibi sığınmış; ölümden başka yoktu kaçamağı

Sular geçiyordu yerden sürünerek, iki büklüm
Kucağında yavrusu gibi taş yığınları yatıyordu
Kimi mahmur, kimi şımarık çocuk gibi yuvarlanarak
Sukutun muallimi suların bağrında kaynıyordu

Bendim bu yangın yerinin ruhu yaralı tek gazisi
Her şey yerle yeksan, göz feri sönmüş meyyit!
Kan damlıyor kızıl güneşten sulara, akşama doğru
Göge uzanmış şehadet parmağı gibi ağaç; kefensiz şehit!

Yaşayanlar mı ölümlü bu hayatta, yoksa ölenler mi?
Kalanlar mı bahtiyar, yoksa bir bir gidenler mi?
Bıraksalar gideceğim kanlı bir gece yarısı sessizce
Rüzgârın dümeninde, suya kapılmış bir kuru yaprak gibi

Önder Özkaran

Read Previous

Şuride 2

Read Next

Ahir Zaman

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Most Popular